HABERLER:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
ADLİ KOLLUK  TARTIŞMALARI YİNE BAŞLADI

Kültür Bakanlığı’nca yayınlanan “2000’li Yıllara Girerken Türk Ordusu” isimli yayında Jandarmanın Tarihçesi şu şekilde yer almıştır[1]:

“Kolluk hizmetlerinin başlangıcı, insanların toplu yaşamaya geçiş tarihine kadar uzanır. Toplumsal hayat düzeninin kurulmasıyla, bu düzenin korunması ve devam ettirilmesi için alınan tertip ve tedbirler, bütünü ile, kolluk teşkilatının başlangıcı sayılabilir.

 

Dünya milletleri ile karşılaştırıldığı zaman, daima düzenli, tertipli ve uzun ömürlü devletler kurma niteliğine sahip olan Türkler, tarih sahnesinde göründükleri günden bu yana, devlet anlayışlarının yanı sıra, yurtlarında iç güvenlik ve huzurun sağlanması yolunda koydukları yasalar ve törelerle de örnek uluslardan biri olmuştur.

 

Göktürk Yazıtlarında (Orhun Kitabeleri), Yargan olarak geçen ve hakanların emniyet ve asayişini sağlayan bir kolluğun bulunduğu, bugün belgelerle ispat edilmiş bulunmaktadır.

 

Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra, kolluk faaliyetlerine ışık tutan nizamı da, uzun yıllar İslami kurallara uygun olarak düzenlemişlerdir. Anadolu Selçuklukları’ndan başlayarak hem idari, hem belediye hem de adli işlere ilişkin yetkileri bulunan Kadılık müessesesinin Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar kolluk faaliyetlerinde de önemli bir yerinin olduğunu görmekteyiz.

 

Büyük Selçuklularda Şıhne, Anadolu Selçukluları’nda Surta, Osmanlı Devleti’nde de Subaşı daha sonra Zaptiye adıyla anılan memuriyet ve makamlar, kolluk faaliyetlerini, devirlerinin özelliklerine göre yürütmüşlerdir.

 

İstanbul, imparatorluğun merkezi olması nedeniyle, kolluk hizmetleri bakımından özel bir statüye tabi bulunmaktaydı. İstanbul’un emniyet ve asayişinin sağlanması için karakollar açılmış, bu karakollarda “Karakullukçu” denilen Yeniçeriler (Kapıkulu Askerleri) görevlendirilmiştir.

 

Askerlik bakımından önemli olan yollar ile ticaret yollarının ve bu yollar üzerinde mevcut boğaz ve geçitlerin sürekli korunması devletin en önemli sorunuydu. Bazı bölgelerde bu görev bir mükellefiyet olarak o bölgenin halkına verilirdi.

 

Bunlara Derbentçi denilirdi. Ayrıca bir de Belderanlar vardı ki bunlar da Derbentçilerin yaptığı görevleri yapmakla beraber onlardan farkları, sadece görevlerinin bir mükellefiyet şeklinde olmaması ve ücret almaları idi.

 

Belderanlar, dağların dar geçitlerinin korunması, buralardan geçenlerin can ve mal güvenliklerinin sağlanmasından sorumluydular. Bir nevi jandarma görevi yaparlardı. Diğer yandan, kent dışı bölgelerin asayişini temin etmek ve halkı eşkıyadan korumak için Kır Serdarları var ise de, gerçekte memleketin asayişini koruyacak esaslı, düzenli ve etkili bir teşkilat yoktu.

 

1826 tarihine kadar yukarıda belirtilen isim ve unvanlar altında yürütülen emniyet ve asayiş hizmetleri bu tarihte Yeniçeriliğin ortadan kaldırılmasıyla bunların yerine kurulan askeri teşkilatlar tarafından yürütülmüştür. 1839 tarihinde ilan edilen Gülhane Hattı Hümayunu ile mülki idarede esaslı ıslahat (reform) yapılmıştı.6 Eylül 1843 tarihinde çıkarılan yasa ile bir kişinin üstünde hem askeri hem de mülki görev ve yetkilerin toplanması sistemi getirildi, komutanlar ise Serasker’e bağlandı.

 

1846 tarihinde Zaptiye Müşirliği kuruldu.

 

Zaptiye Müşirliği’nin kurulması, Jandarma için çok önemli bir olaydır. Bu nedenle 1846 yılı Jandarma’nın kuruluş yılı olarak kabul edilmiştir. Asakir-i Zaptiye Nizamnamesi’nin kabul tarihi olan 14 Haziran 1869’dan dolayı günümüzde, 14 Haziran günü, Jandarma Teşkilatının Kuruluş Günü olarak her yıl kutlanmaktadır( yapılan bir değişiklikle 1839 yılı kuruluş yılı olarak kabul edilmiştir). Bu nizamname gereği her ilde bir Zaptiye Alayı teşkil edildi. Alaylar, mensup oldukları ilin durumuna göre çeşitli sayıda taburlardan kuruldu.

 

1879 yılında teşkilatın ismi ilk defa Jandarma olarak değiştirildi ve yine 30 yıldır zaptiye görevini ordu ile her türlü ilişkisini keserek bağımsız bir daire halinde ve mülki makamların emrinde yürüten Zaptiye Müşirliği, yeniden Seraskerliğe bağlanarak “Zaptiye Nezareti” adını aldı.

 

16 Nisan 1880 tarihinde Avrupa’daki Jandarma teşkilatı örnek alınarak bir de Jandarma Nizamnamesi hazırlanmışsa da, bu değişiklikten çıkarları zarara uğrayacak bir kısım kişiler, II. Abdülhamit’i etkileyerek bu nizamnamenin onaylanmasına mani olmuşlardır. Bu sebeple nizamname yürürlüğe konamamış ve tasarı halinde kalmıştır.

 

Bu dönemde en mühim gelişme Rumeli’de Sabit Jandarma Sisteminin belli esaslara göre ve sağlam temellere oturtularak kurulmuş olmasıdır. Jandarma’nın özellikle Rumeli’de büyük başarılar göstermesi üzerine teşkilat, Harbiye Nezareti (Milli Savunma Bakanlığı)’ne bağlı Umum Jandarma Komutanlığı adı altında yeniden düzenlendi.

 

1903 yılında çıkartılan Makedonya Nizamnamesi, Cumhuriyet Hükümeti zamanında çıkarılan 1706 Sayılı Jandarma Kanunu yürürlüğe girinceye kadar Jandarmanın en esaslı dayanağı oldu. Bu tüzüğe göre Jandarma, TSK’ne bağlı ve onun emrinde bir kuvvet oluyordu. 1904 yılında Fransız subayların önderliğinde Selanik’te ilk Jandarma Subay Okulu açıldı.

 

Jandarma, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) esnasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında ve onun emrinde olarak, bir taraftan iç güvenliği sağlarken, diğer taraftan da Çanakkale, Kafkaslar ile Güneydoğu illerimizle Suriye ve Irak cephelerinde yurt savunmasına katılmış, buralarda kahramanca savaşmıştır.

 

Birinci Dünya Harbi’nin kaybedilmesinin doğal bir sonucu olarak, ülkenin her yerinde büyük ölçüde huzursuzluklar artmış, her tarafta faaliyet gösteren çete ve eşkıya, güvensiz bir ortamın doğmasına neden olmuştur. Türk Jandarması çok güç koşullar altında yurdun iç güvenlik ve huzurunu sağlamak amacıyla, bu dönemde yine devamlı bir mücadele içinde bulunmuştur.

 

Mütareke döneminde Ankara Hükümeti’ne karşı olan Damat Ferit Paşa Hükümeti Jandarma’yı kendi isteklerine uygun olarak kullanmak ve Anadolu’daki milli ayaklanmaları bastırmak amacıyla 16 Mart 1919 tarihinde yayımladığı “ Jandarma’nın Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı)’ne Raptı Hakkındaki Kararname” ile tarihinde ilk defa Jandarma, Dahiliye Nezaretine bağlanmış oldu.

 

Ankara’da Milli Hükümet kurulunca elde kalan jandarma birlikleri tekrar Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanarak, donatımları ve iaşeleri iyi bir düzene sokuldu. Jandarma, bir taraftan asker kaçakları ve eşkıya ile uğraşırken diğer taraftan ayaklanmaları bastırmakla görevlendirildi.

 

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ve Milli Hükümet’in kurulmasından sonra düzenli Milli Ordu’nun teşkiliyle ilgili çalışmalara paralel olarak Ankara’da Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı “Umum Jandarma Komutanlığı” kuruldu. Böylece, biri İstanbul’da padişah hükümetinin, diğeri de Ankara’da TBMM Hükümeti’nin emrinde olmak üzere iki Umum Jandarma Komutanlığı oluşmuştur.

 

Ulusal ordu kuruluncaya değin, İstiklal Harbi’nin başlarında düşmana ilk direnişi gösteren ulusal güçlere Jandarma subaylarının katıldıklarını görmekteyiz. Keza bazı Jandarma subayları tarafından Batı Avrupa’da olduğu gibi, organize edilen bir kısım güçler, dış düşmanlara karşı kahramanca direnmişlerdir. Bu milli direniş faaliyetlerini organize edenlerin başında çoğunlukla Jandarma subayları bulunmaktaydı.

 

Bu dönemin en önemli özelliği birçok ilimizde Seyyar Jandarma Müfrezelerinin kurulması olmuştur. Seyyar Jandarma, Anadolu halkının yıllardan beri özlemini çektiği iç güvenliği büyük ölçüde sağlamıştır. Milli ve düzenli ordunun kurulmasından sonra, 1921 yılında bu müfrezelere gerek kalmamış olduğundan lağvedilmişlerdir.

 

Geçmişten günümüze kolluk kuvvetleri, adli ve idari görevleri iç içe yürütmüşlerdir. Zira birini diğerinden ayırmak oldukça zordur.

 

İdari kolluğun nihai amacı, suç işlenmesini önlemek suretiyle kamuda huzur ve sükunu sağlamaktır.

 

Adli kolluğun nihai amacı ise; alınan tüm tedbirlere rağmen suç işlenmesi durumunda, suçluların yakalanması ve suç delilleriyle hakim önüne çıkartılarak yasalara uygun bir şekilde cezalandırılması ve bu cezanın yine yasalara uygun bir şekilde infaz ettirilmesini sağlamak suretiyle toplumda adalet duygusunu hakim kılmaktır. Bu şekilde bireyin vicdanında ve toplumda bozulan huzur ve sükun yeniden tesis ettirilmiş olacaktır.

 

Bu bir döngüdür ve bu döngünün merkezinde, bireylerin ve toplumların hak ve hürriyetlerini, yasaların koyduğu sınırlar içerisinde serbestçe kullanabilmeleri hakkı bulunmaktadır. Bu döngü içerisinde huzur ve sükunu sağlamak kolluğun görevidir.

 

İdari kolluk, almış olduğu önleyici tedbirlerle suç işlenmesini önlemeye çalışır. Kolluk, bu alanda ne kadar başarılı olursa, o denli suçlar önlenir, birey ve toplumda huzur ve sükûn tesis edilir.

 

Adli kolluk, suç işlenmesi durumunda devreye girer, suçluları yakalar, delilleri toplar ve adalete teslim eder. Amaç, en kısa sürede adaletin tecelli etmesini sağlamaktır. Eğer bu başarılırsa, suç işlemeye temayüllü kişiler korkacak ve cayacaktır. Bu da suç işlenmesini önleyici bir tedbirdir.

 

Sonuçta, adli ve idari kolluğun amaçları bir şekilde birleşmektedir.

 

Ülkemizde tarihten bu yana adli ve idari görevler, bir kolluk kuvveti tarafından yürütülmüştür. Bu görevleri icra eden kolluk içerisinde bir ayrım hiç olmamıştır. Geçmişten günümüze adli ve idari kolluk ayırımı yapılmadığından,  kolluğun tarihçesi aynı zamanda adli kolluğun da tarihçesidir.

 

Buraya kadar, Cumhuriyet öncesi jandarmanın tarihçesi açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, Cumhuriyet sonrası jandarmanın tarihçesi açıklanacaktır. Zira polis teşkilatında da durum aynı olduğundan inceleme konusu olarak jandarma teşkilatı alınmıştır.

 

Kolluk ile ilgili yasaların yürürlüğe giriş tarihleri açısından bir inceleme yapılması halinde de bazı sonuçlara ulaşılabileceği düşünülmektedir. Yasa ve yönetmeliklerin tamamı, Cumhuriyet sonrası çağdaş yasaların ülkemize adaptasyonu dönemine rastlamaktadır. Örneğin, CMUK 1929’da  1706 Sayılı Jandarma Kanunu 1930’da, PVSK. 1934’de, Emniyet Teşkilatı Kanunu ise 1937’de çıkarılmıştır[2].

 

Çağdaş uygarlıklar seviyesini yakalamak heves ve arzusu içerisindeki genç Cumhuriyet, şeriat düzeninden kurtulup, demokratik ve laik bir hukuk devleti olabilmek için birbiri ardına, dönemin çağdaş ülkelerinin yasalarını tercümeler yoluyla sisteme dahil etmiştir.

 

Dolayısıyla adli kolluk teşkilatlanmasını bu tarihlerde çıkarılan kanun ve yönetmeliklerde görmek mümkün değildir. Buna en güzel örnek, Alman CMUK’nun meclisteki kabulü esnasında ortaya konan kanunun gerekçelerdir.

 

Adli kolluğun kanunda yer almamasına gerekçe olarak ülkemizde böyle bir teşkilatlanmanın olmayışı gösterilmesidir. Kısacası, ülkemizde Adli Kolluk sistemi ya da teşkilatı mevcut değildir. Adli ve idari kolluk tek bir teşkilat içinde toplanmıştır.

 

Adli kolluğun tarihçesi genel kolluğun kuruluşuyla başlamaktadır.

 

Sürecek…

Erdal Sarızeybek



[1] Mehmet Özel, 2000’li Yıllara Girerken Türk Ordusu, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1999, s. 223-225.

[2] Mehmet Özel, 2000’li Yıllara Girerken Türk Ordusu, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1999, s. 223-225.



SARIZEYBEK HABER
banner23

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Türk'ün merhametiyle Türk'ün vurulmasına...
Ortadoğu'da tek merhamatli biziz öyle mi; okuyunuz ve Türk tarihinden ders çıkartınız...

Haberi Oku