2024.. ‘Ne Görüyorsunuz’

Şimdi yıl 2023…
Son yüz yıl boyunca Türkiye’yi hedef almış iki ayrı küresel ve iç siyasetin varlığını izlenen siyasetin sonuçlarına bakılarak görülebilir; İlki, İngilizlerin Sion planı; diğeri de tarikat şeyhlerinin izlediği siyaset.
Sion planı, Müslüman coğrafyanın tam kalbi olan ve hem Hristiyan hem de Musevi alemince kutsal sayılan topraklar üzerinde bir İsrail devletinin kurulması, yaşatılması ve ABD ve İngilizlerin Ortadoğu’da köprübaşı tesis edilmesi amacı ekseninde işletiliyor.
Bu noktada mesele bir Yahudi-Müslüman çatışması olarak değil, Roma uygarlığı üzerine oturmuş bir Batı’nın bu coğrafyadaki küresel çıkarları temelinde sahneleniyor.
Ancak konu Anadolu’nun eski sahipleri Roma’ya geldiğinde doğal olarak Türk varlığı ve devletinin hedef alınması kaçınılmaz bir tarihi gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.
Ne de olsa halen karşımızda hala bir eski Bizans meselesi var…
X X X
Bu noktada Özal Türk tarihinde bir dönüm noktası oldu.
91 Körfez savaşında izlediği siyasetle 1920’nin Sevr’ine giden işgal planını yeniden tetikledi, Özerk Barzani gibi, sayıları onbinleri aşan PKK terör örgütü gibi.
Çünkü bu son ikisi İngiliz Sion planının siyasi ve silahları ayaklarıydı.
İşte bugün..
Barzani bağımsız Kürdistan için referandum yapacağız dedi ama Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı da çıkıp ‘Irak’ın kuzeyinde ikinci bir İsrail kurulmasına izin vermeyeceğiz’ demedi mi!
İşte mesele buydu.
Bu şekliyle 2003 siyaseti, 91 Özal siyasetinin gelişmiş bir versiyonu oldu.
‘BAŞIMIZA GELENLER‘
Peki, bu nasıl oldu?
Ülkede son 14 yıldır Kürt ve Alevi kimliklere vurgu yapılıyor; bu yetmiyor Ermeni, Nasturi, Süryani, Keldani… diye sıralanıyor…
Ve her fırsatta ileri demokrasi örtüsüyle bu vurgu güçlendiriliyor.
Strateji dilinde bunun adı; Etnik ve mezhepsel ayrıştırmadır!
X X X
Yine ülkemizde…
Her şey satılıyor, bankalar satılıyor, toprak satılıyor, fabrikalar satılıyor, madenler, limanlar, yollar, köprüler satılıyor…
Ve satışı yapılan kaynakların yönetimi %51 hisse devriyle bir şekilde yabancıların eline geçiyor…
Ekonomide bunun adına, Türk tarihi açısından, kapitülasyon denir!
X X X
Ve yine ülkemizde…
Her şey özelleşiyor, özel okullar açılıyor, ta anaokulundan üniversitelere kadar… Özel okul açmak için özel vakıflar kuruluyor…
Ve bu özel okullar eliyle çocuklar zekasına göre seçiliyor, en zekileri burslu olarak alınıyor…
Devlet okullarına ise geri kalanlar gidiyor…
Yani eğitim ve öğretim milliden çıkıp özelleşiyor…
Eğitim ve öğretim stratejisinde bunun adına; gelecek nesillerin akıl yönetimini ele geçirmek denir!
X X X
Öte yanda…
Bankalar yabancılara satılırken, halk rengarenk kredi kartlarıyla hatta bir zamanlar bakkal dükkanları önünde serbest dağıtılan kredi kartlarıyla borçlanmaya teşvik ediliyor…
Bu yabancı bakanların karı milyarlarca doları aşıyor, buna karşılık halk milyarlarca dolar borçlandırılıyor…
Sosyo-ekonomik-politik stratejide bunun adı; önce borçlandır sonra yönet’tir!
X X X
Dahası…
Ülkenin anayasası var… Bu anayasaya göre milletin adı: Türk! Ama…
Son 14 yıldır ülkede Türk ulus-devlet kimliği tartışmaya açılıyor…
Türk demeyelim, ‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı’ diyelim ya da kısaca ‘Türkiyeli’ diyelim lafları boyu aşıyor…
Siyasi stratejide bunun adına; bir ulusu ‘kimliksizleştirmek’ denir!
X X X
Ve dahası…
Ülke 30 yıldır terörün pençesinde inliyor…
Adı PKK olan küresel yapı en başta ABD, yanında AB ve yanında Rusya ve derken Barzani ve PYD ile ittifak kuruyor…
Bu yapının ta başından beri bu küresel ilişkileri biliniyor…
Bu yapının yeri, ini, medyası, siyasi ve mali ayakları, hepsi biliniyor…
Ama ülkede siyaset bu işi kökten çözmek yerine, bu küresel yapıyı muhatap alıyor… Pazarlık yapılıyor…Ve terör yine de son hızla devam ediyor…
Bunun adına stratejide; korku ve endişe ile halkı sindirmek denir!
X X X
Dahası…
Kıbrıs’ta Türkler unutuluyor ama Rumları AB üyesi yapan anlaşmanın altına imza atılıyor…
Yunan, Ege’deki adalarımızı işgal ediyor ama siyaset bu işgali görmezden geliyor…
Ülkede evlerin altında kilise ve havralar açılırken, tarihi harabeler büyük paralarla restore edilip ayinlere ev sahipliği yapılırken, ‘mütekabiliyet’ deyip hemen yanıbaşımızdaki Yunan’da aynı işlerin yapılması için harekete geçilmiyor…
X X X
Ve Atatürk…
Cumhuriyet’in kurucuları ülkede tartışmaya açılıyor…
Cumhuriyet’in tapusu senedi Lozan tartışmaya açılıyor…
Cumhuriyet’e karşı isyan edenlerin ise heykelleri dikiliyor…
İnanınız…
Tüm bunları baştan beri yaşadığımız tarihsel olaylarla yan yana getirdiğimde görebildiğim; bu siyasetin bire bir İsrail- ABD plan ve projeleriyle örtüştüğüdür!
Ve bu plan dört aşamalıdır:
Birincisi: ABD-İsrail yörüngesinde hareket edecek hükümetleri iş başına getirmek,
İkinci aşama: İş başına gelen hükümetler eliyle ve özelleştirme/yabancı sermaye adıyla sahip olunan kaynakların yönetimi ele geçirmek,
Üçüncü aşama: Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler denilerek bir olan ulusları etnik ve mezhepsel eksende ayrıştırıp birliği bozmak.
Son aşama: Birliğini kaybederek zayıflamış, kaynaklarını kaybederek yoksullaşmış ve borçlanmış, çocuklarını kaybederek gelecek umudunu yitirmiş, doğrudan iç savaşa tehdidi ile korkutulmuş ve sindirilmiş bir milleti başına gelebilecek her felakete razı etmektir.
Türkiye halen bu son süreci yaşamaktadır.
‘BAŞIMIZA GELECEKLER’
Eğer bu siyaset değiştirilemez ise ülkemizde yaşanılacak olaylar şöyle sıralanacaktır:
Öncelikle anayasa değiştirilecektir.
‘İleri demokrasi’ adı altında insanlarımız etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırılması sürecektir.
Bunda da hedef Alevi kökenli kardeşlerimiz olacak, onlara sanki yeni haklar tanınıyormuş gibisinden mezheplere vurgu yapılmak suretiyle bu siyasetin geri dönülemez bir biçimde kökleşmesi sağlanacaktır.
İşte buna teo-strateji diyorlar; insanların inanç biçimleri üzerinde oynayarak bunu siyasi güce dönüştürmek…
X X X
Öte yanda…
PKK terör örgütü üzerinden Kürt kökenli insanlarımızın tıpkı son yüzyıldır yapıldığı gibi Kürt kimliğine vurgu yapılmaya devam edilecek..
Bu da sorun çözmek için değil, aslında bu coğrafyada yaşayan Ermeni, Rum, Nasturi, Keldani, Yezidi, Asuri gibi dinsel ve mehsepsel farklıların öne çıkarılması sağlamak için yapılacaktır.
Bu çerçevede, sözde ‘İnsan hakları’ adı altında Kürt etnik kimliği üzerinden ülkemizin bir kısmında ayrı bir devlet yapısı ortaya çıkacaktır ki, zaten KCK anayasası önceden hazırlanmış fiilen de PKK terör örgütü eliyle halen uygulanmaktadır.
Bu noktada amaç; bölgedeki Ermeni çıkarları, onu takip eden diğer Nesturi, Keldani, Asuri gibi küçük grupların çıkarlarını Kürt kimliği altında örtülemek olacaktır.
Asıl amaç ise nihayetinde bu kimliklerle Sion-Haçlı ittifakının desteklenmesi olacaktır.
X X X
Bu neye yol açacaktır?
Başkanlığa, Başkanlık altında yapılacak yeni düzenlemelerle bir olan Türk Milletinin parça parça birbirinden koparılmasına(Not: Yıl 2017’dir)…
Türk ve Atatürk kavram ve değerlerinin yozlaştırılmasına, bu kavram ve değerlerin anayasadan çıkarılarak Anadolu’daki Türk hakimiyetinin silinmesi, unutturulmasına kadar bu iş gidecektir ki zaten Türkiye bunun işaretlerini yaşıyor.
Dahası…
‘Dinlerarası diyalog’ adı altında Anadolu’nun kapıları Haçlı misyonerliğine açılacaktır.
Bunu Anadolu yaşayan Müslümanların Hıristiyanlaştırılmasına kadar sürecektir, belki yüz yıl sonra…
Tüm bunlara uygun olarak, ‘Özel okullar’ yeniden yapılandırılacak, Cumhuriyet değerleri üzerinde yükselmesi gereken milli eğitimden uzaklaşılarak, çocuklarımızın akıl yönetimi ele geçirilecektir.
Amaç, Türk tarih ve kültürüne gelecek nesilleri yabancılaştırmak olacaktır.
Bu çerçevede özelleştirmeler sürecektir.
Devletin elinde millete ait hiçbir kaynak kalmayacak, bu kaynakların satışı ve %51 hisse devri yoluyla yönetimi Sion-Haçlı ittifakını yönetenlerin eline geçecektir. Bankaların yabancılara satışı ve kredi kartları eliyle halkı boğazına kadar borçlandırma işleri sürecektir.
Devamında…
Millet git gide fakirleştirilecek ta ki sesi soluğu çıkmaz oluncaya kadar…
Şimdi bu sayılanlara Kıbrıs’ta Rumlar, Irak’ta Barzani, Kafkas’ta Ermeniler, Ege’de Yunanlıların tarihten gelen emelleri de eklenmelidir.
Bu bir kehanet değildir. Tarihten ders çıkarıp geleceğe bakabilmek ve geleceği görebilmektir.
Ve şuan gidişat budur.
X X X
Buna karşın Türkiye çaresiz değildir.
Türkiye küresel güçlerin akıntısına kapılıp gidecek kadar zayıf ve güçsüz bir ülke de değildir.
Türkiye’nin insan ve ekonomik kaynakları vardır; genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir.
Türkiye’nin zengin kaynakları vardır.
Bölge coğrafyasının önemini ortaya koyan bir diğer husus ise insanlık uygarlığıyla birlikte dinlerin de bu coğrafyada doğmuş olmasıdır.
Yani Türkiye’nin dinler tarihinden aldığı güçler de vardır.
X X X
Gelinen noktada Türkiye’nin iki seçeneği vardır:
Ya Haçlı-Sion ittifakına teslim olmak ya da karşı çıkmak.
Teslimiyet bizim işimiz değildir.
Teslimiyet olursa eğer, Türk’ün bu siyasetin güdümünde yaşama şansı hiç yoktur çünkü bu siyaset tarihten gelen Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur.
Dolayısıyla biz Türk Milletin tek çıkış yolu vardır, o da bu siyasete karşı durmaktır ve onu etkisizleştirmektir.
X X X
Günümüzde bu küresel siyasetin en güçlü dayanağı –ki bize göre en zayıf olanıdır- yüz yıldır süregelen Kürt Sorunu(?)’dur.
Bu küresel siyasetin elinden bu Kürt kartı alınmalıdır.
Bu mesele bir ‘ikinci sınıf vatandaşlık’ meselesi değildir.
Bu mesele beş yüz yıldır izlenen Osmanlı siyasetinin bir sonucudur:
Bu bir Kürt sorunu değil, devlet yönetim sorunudur.
Eğer ki Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milletinin kesinkes varlığını ve bekasını hedef almış olan bu küresel Sion-Haçlı siyasetini çökertmek istiyorsa, işte önce bu en zayıf halkayı çözmelidir.
Bunun da çözümü, istenirse eğer, zor değil aksine kolaydır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün izlemiş olduğu dış politika, ekonomi ve siyasetin güncelleştirip uygulanması halinde, Türkiye uzun zamandır aramakta olduğu çıkış yolunu kolayca bulabilecektir.
Şimdi aynı yoldan daha güçlü bir şekilde yürümelidir Türkiye…
Erdal Sarızeybek
Araştırmacı Yazar
Kitap:
Büyük Suikast/Kürt Gerçeğinde Bilmediklerimiz



